2 Kasım 2015 Pazartesi
O an aklımda tek bi diyalog at koşturuyodu:
-Eğer Dünya'ma doğmak isteseydin,Güneş mi olurdun Ay mı ?
-Aramıza o kadar uzak olmaya dayanamam,ben Dünya olmak isterdim,senin Dünya'n.
Şöyle iki cümlenin öncesi ya da sonrası anlamsızdır.
Akıl okuyamıyordum ama hissedebiliyordum sevgisini,duygularını,içindeki yıkıntıları,fırtınaları.Bu kadar hissiyat bana fazlaydı ama yapacağım bişe yoktu.Ne yapabilirdim ? Aklımla kalbim arasında koşup durmaktan,düşüp kalkmaktan yorulan ruhumu bedenime çok görmek benim ne haddime .Üstelik uzun sayılabilcek bi zamandan sonra kendimi ait hissedebileceğim birini bulmuşken.Aldığımız nefesi bile geri verdiğimiz yerde kokusunu içime doldurduğumda geri verirken üzüldüğüm birini bulmuşken.Aşkın adını anmaya bile kendimi layık görmezken içimde kırıntılarını hissedebiliyorken.Saçma samimiyetsiz ilişkilerden bıkıp insan görmeye bile tahammül edemeyecek haldeyken tam olarak '' senin ilacın bu kardeşim'' dercesine kaderin karşıma çıkardığı birini bulmuşken.
7 Eylül 2015 Pazartesi
'' etrafinda insanlar olsun istersin, ama devamli olsun istemezsin. mesaj yazip ordalar mi diye arada kontrol edersin, unutmalarini istemezsin. var olsunlar ama bir sey beklesinler istersin. sevsinler istersin, ama sevmesinler de. bir yerlere gitmek istersin, ama gidince pisman olursun, bir an once eve donmek istersin. evine kimseyi davet etmek istemezsin, kontrol edemezsin gitme saatlerini cunku. sen gidersin ki istedigin anda geri donebilesin. hayatina biri girsin istersin, ama istemezsinde ayni zamanda. senin verdiklerinle yetinsin istersin, ama yetmeyecegini de bilirsin ayni zamanda. ilgi istersin, ama sadece senin istedigin zamanlarda, istedigin sekilde. yaninda olsun istersin, senden vazgecmesin ama bagli da olmasin. bagli olmak istemezsin, alismak istemezsin, alissin istemezsin, istedigin zaman yok olmani kabul etsin istersin. bile bile ladestir.
ne istedigini bilmezsin. dengen bozulur, hayatini kontrol ettigini sanirken, tamamen kontrolsuz oldugunu fark edersin bir gun. yalnizligin ilk adimidir. etrafindaki insanlarin sana olan duygularini kontrol edemezsin cunku. uzaklastikca uzaklasir, kabuguna cekeilirsin.
gonul yorgunlugu ayriliklarla baslamaz aslinda. vazgecmekle baslar. ne kadar cok vazgecmissen, vazgecilmez sandigindan o kadar yorgun olursun, o kadar dengesiz.
yasanmasi gereken, fazla uzatmadan, yipranmaya firsat vermeden, yalnizliga alismadan cikilmasi gereken bir surectir. ''
Seçimlerimizdir bizi ayakta tutan ya da alaşağı eden.Zorlanıyorum çoğu zaman.Neye inanacağımı,neye kime güveneceğimi şaşırıyorum.Ne yapmak istediğimi bilmiyorum.Gelecek kaygısı beni pis bi bataklık gibi ele geçirdi.Anı yaşamak isteyen kalbim ,düşünmekten başka bi boka yaramayan zorba aklımın kafatası mahzeninde kilitli.Hayaller,umutlar,zevkler,dünya kemikten parmaklıkların ardında bağrışıyorlar susmak ,yorulmak bilmeden beynimi patlatırcasına.Anahtarı bulamıyorum.Anahtarı benden çaldılar.Tek anahtar var demiyorum. Ama artık bende bi anahtar yok.O kilidi başka bi anahtarın açacağına inancım da yok.Mantığım ile hissiyatım arasında koşmaktan yorulan ruhum.Sen de artık kemik parmaklıklar ardındasın. Şimdi daha mutlu musun ?Dinlenebiliyo musun ?
to stab my youth with desperate knives, to wear
this paltry age's gaudy livery,
to let each base hand filch my treasury,
to mesh my soul within a woman's hair,
and be mere fortune's lackeyed groom, - i swear
i love it not! these things are less to me
than the thin foam that frets upon the sea,
less than the thistledown of summer air
which hath no seed: better to stand aloof
far from these slanderous fools who mock my life
knowing me not, better the lowliest roof
fit for the meanest hind to sojourn in,
than to go back to that hoarse cave of strife
where my white soul first kissed the mouth of sin
gençliğimi deşmek biçare hançerlerle,
şu rezil çağın cafcaflı üniformasını kuşanmak“üst”üm olan her elin cebimden çalması
ruhumu bir kadının saçlarının içinde hapsetmek ve
hepi topu talihin uşağı olmak; yemin olsun ki
istemem bunları!
yemin olsun ki denizdeki köpük kadar,
yaz esintisinde savrulan tohumsuz,
şeytanarabası kadar dahi yok gözümde bunlar
hayatımı alaya alan, beni tanımayan bu yalancı budalalarla olmaktansa
yapayalnız kalmak yeğdir bana;
bembeyaz ruhumun günahı dudaklarından öptüğü
o boğuk kavgaların inine dönmektense,
en alçak damlı en yoksul evin ücra köşesine konuk olmak yeğdir bana
love is anterior to life
posterior to death
initial of creation, and
the exponent of breath.
emily dickinson
10 Haziran 2015 Çarşamba
İçinde bulunduğum zaman dilimi; küçük resme bakıp hayatımızı daha sade bi hale getirmeye çalıştıkça piksel piksel olup kalitesini kaybeden, anlamını yitiren, herhangileşen bir fotoğraf karesi.
İnsan insanı
nasıl etkiler?Ses tonu,diksiyonu,kaşı,gözü,boyu,sakalı,saçı? İnsan insanda
nasıl farkındalık uyandırır?Hisler bedeni ne kadar kontrolü altına alabilir?
Sevmek,hoşlanmak,aşık olmak,sevdaya tutulmak,onsuz olamamak,onunla daha iyi
yapmak…Aklını alan mıdır asıl sevilen aklını yerine getiren mi? Dünyada
olduğunu unutturan mı , dünyanın kaç bucak olduğunu yüzüne yüzüne vuran mı ?
Kokusuyla sarhoş olup hayal kurduğun mu , kolundan tutup masaya oturttuğun mu ?
Buluşmaya en
güzel kıyafetle gitmek göz boyamadır,ilizyondur,kalpazanlıktır.Sevilmek mi
istersin,takdir edilmek mi,değer görmek mi,saygı görmek mi?Hepsi mi? Yoksa
hiçbiri mi?Kaç kere sevilmek mi önemli ne kadar sevilmek mi ? Gölgelenmek için
ormana gerek yok ,bi salkım söğüt sana orayı cennet yapar.Sen toprağa ek,suyunu
ver bi de gönlünden geçeni söyle.
5 Mayıs 2015 Salı
Büyük kalpler küçük beyinlerin,küçük ruhların önünde
kılçığı ayıklanmış et parçaları.Bir bir afiyetle yeniyorlar.Leş yiyicilerin
ziyafeti.Acıyorum.Üzülüyorum.Aldatılıyorum.Dünyanın kuralları çok sıkıcı.Kural
olmamalı.Oyun olmamalı.Oyuncular olmamalı.Düşüncelerim kertenkelenin
kuyruğu.Düşüncelerim acı çekmekten uyuştu.Acının sebebi belli değil.Bunu
düşünerek neden daha fazlasını isteyeyim?Yaşamak kansız bi giyotinde idama
mahkum olmak.
Fikrin kirlenmesi bedenin kirlenmesinden daha
kötü.Temiz olmak istiyorum.Belki vaftiz olmak.Saf olanı arıyorum.Yüzümü normal
bi su temizleyemez.Öte yandan ben temizlendikten sonra suyun kirleneceğini
düşünüp vazgeçiyorum.Yağmura çamura karışan dünyayı bir doğudan bir batıdan
izliyorum.Yaklaşayım ısınalım birbirimize diyorum,gölgeye
saklanıyolar.Soğuyorum,uzaktan izleyeyim diyorum,küfrediyolar.Küsüyorum.
Fikir beynin patlamaktan sıkılmayan öd kesesi. İnsanlar sürekli bişeyler düşünüyolar,bişeyler yapıyolar.Hayatın gerçekliği ne kadar sıkıcı. Kaçımız mecazda yaşıyoruz.Kaçımızın terliği yırtılmaya,saçları beyazlamaya başladı? Yürümek istiyorum.Sade manzara,sade insanlar.Sade hayat.İnsanların binalar gibi gölge düşürmediği bi yol.
Oflamaya mecalim kalmadı.Nasılsın diye
sorduklarında iki buçuk gün anlatmak istiyorum ama kim dinler beni? Daha
önemlisi kim anlar ?
Bi amacın peşinden gitmek istiyorum. Ama
yanlışsa ? Tohumlar aslında fidan olmuyosa? Ağaçlar hep oradaysa ? Zaman sadece
birkaç dişlinin harmonisiyse ?
Belki de sorumluluklarımdan kaçmanın vicdan
azabını , topluma yüklüyorum.İnsanlara öyle değil böyle demek ne kadar
gereksiz.Kime göre?
Susmak istiyorum.Kalem gibi,kağıt
gibi,Meryem gibi,sigarayı bastığın kül tablası gibi.
Sebebi ne bu toplumsallaşma açlığının,uçkura
düşkünlüğün? Beyinler uyuşuk.Kolun kopsa ne kadar canın yanar? Peki ya penisin
kopsa? Beynimiz hadım ediliyor.Sinirler alınıyor.Hadi eğlenme vakti! Çok
sıkıcısınız ! Yakışıklısın ! Neden sevgilin yok ?! Bu kız sana gitmez !
Maddenin,somutun gölgesi zifiri karanlık.Birbirimizi göremiyoruz.
16 Nisan 2015 Perşembe
Damardan vuran buzdan bi eroindi elleri.Dokundukça derime daha fazla saplanıyordu iğne,hiç çıkmayacak gibi,hiç çıkmasını istemiyorum gibi.Her hücreme nüfuz ediyodu sakin ve emin.Nihayet beynime ulaştı.Çelikten,betondan sandığım bütün duvarları kapıları umursamadı,içlerinden geçti.Canım acıyamadı.Dur, sakın aniden çekme elini.Arafta kalır bi daha uyanamam senden.Acımasızlık.
Nerdesin?Neremdesin?Kapıyı üstüme kilitleyip anahtarı alttan uzatıyorum.Kapıyı yumruklamana gerek yok.Balkona tırmanmana gerek yok.Kapıyı zaten tıklamazsın.Gir içeri.İstemiyorum.Gir.Uzan yanıma,sarılalım.Sarılalım.Eğer üşüyosan sarılalım.
Sevmeden özleyebilir misin?Ne kadar seversen o kadar mı özlersin?Ne kadar özlersen o kadar mı yanarsın?Ne kadar yanarsan sönmek o kadar mı tatlı olur?Sönmek için tutuşursun.
28 Mart 2015 Cumartesi
25 Mart 2015 Çarşamba
Piyango vurmuş evsiz gibiyim yine.Varlık içinde yokluk.Ne alacağını bilmiyosun.Hiç istememişsin.Hep elindekiyle yentinmişsin.''500 liranın seni bozacağı adamdan 500 lirayı bozabilcek adama'' dönmüşsün.Büyük güç beraberinde büyük sorumluluk getiriyo elbette.Mitoz bölünen akrabalar,arkandan dönen laflar...
Ama bi türlü gerçekten mutlu olamıyosun.Tam olarak huzura ulaşamıyosun.Yanlış olan ne? Eksik olan ne? Seni mutlu edecek olan ne? Hayattan beklentin ne?
Cehalet mutluluk mudur?Kesinlikle!Paran ne kadar çoksa o kadar farklı şey denersin.Öğrenirsin.
23 Mart 2015 Pazartesi
Bölüm 3
Kara bulutlar indi yine üstüme.Duman soluyorum.Midemde kapkara bi ekmek.Kalbimde kapkara bi leke.Bir damla irinin bir kazan suyu mahvetmesi.
Çalıların arasına gizlenmiş ete susamış sırtlan.Çalılar mutlu,koyun mutlu.Çoban yorgun.Koyunun uzaklaşmasını izlemekten yorgun.
Kader yine istemediğim otları burnumun dibinde bitirip benle hat safahada taşşak geçmede işinin erbabı.
Birkaç saniye insanın hayatından nası bikaç ay götürür? O da tanıdık indirimiyle.
Seninle noktalı virgül olup cümlelerin arasına karışacakken neden bi tekerlemenin sonundaki üçünden biri olmak ?
Kara bulutlar indi yine üstüme.Duman soluyorum.Midemde kapkara bi ekmek.Kalbimde kapkara bi leke.Bir damla irinin bir kazan suyu mahvetmesi.
Çalıların arasına gizlenmiş ete susamış sırtlan.Çalılar mutlu,koyun mutlu.Çoban yorgun.Koyunun uzaklaşmasını izlemekten yorgun.
Kader yine istemediğim otları burnumun dibinde bitirip benle hat safahada taşşak geçmede işinin erbabı.
Birkaç saniye insanın hayatından nası bikaç ay götürür? O da tanıdık indirimiyle.
Seninle noktalı virgül olup cümlelerin arasına karışacakken neden bi tekerlemenin sonundaki üçünden biri olmak ?
22 Mart 2015 Pazar
Bölüm 2
Kapat gözlerini.Etrafta ağaçlar var.Toğrağa oturmuşsunuz.Bağdaş kurmuşsunuz,diz dizesiniz.Yağmur başlıyor.Başınızın üstünde ikinize yetecek bi naylon parçası.Sadece ikiniz varsınız.Sadece yağmur damlalarının naylona çarpma sesini ve birbirinizin nefesini duyuyorsunuz.Birbirinizin gözlerine bakıyorsunuz.Derinlere iniyorsunuz.Göz bebekleriniz elele tutuşup yağmurda dans ediyor.Yanaklarını süzüyorsun.Dudaklarını,kulaklarını,burnunu,kirpiklerini.Dokunmak istiyosun ama dokunamıyosun.Teninin elini yakmasından korkuyosun.Kurumamış bi resmi bozmaktan korkuyosun.Sonra o elini senin yanağına uzatıyor.Korkmuyo bakışlarındaki yabanilikten.Eğer vuruyo hırçın dalgalarına.Masadaki bütün sandalyeleri yakıyor.Kimseye yer yok artık bu masada.Seni Nisan yağmurlarından çekip Yağmur Ormanları'na götürüyor.Salıncaktan indirip hamakta sallıyo.Taşlaşmış kalbini avucunda parçalayıp tekrar et formuna sokuyor.Bi bebeğinki kadar küçük.Besliyo,büyütüyo.Orada yaşıyo.Onun şeklini alıyo kalbin büyüdükçe.
Ve nihayet gitme vakti.Kaçınılmaz son.Kalbin büyüdükçe o da büyüyo ve artık dar gelmeye başlıyo evi.Boyatmakla taşınmak aynı şey değil.O da gidiyor.Gitmek...Sessiz bi çığlıktan farksız.Haftalarca sırtında paslı çivilerle uyumak,ağzında cam kırıklarıyla uyanmak.Eksikliği tamamlamak için boş bi arayış,elleri kanlı bi kaçış.Eksilmesi gerek kalbin o şekli unutması için.Belki neşterle belki balyozla.Eksilmesi gerek.
Kapat gözlerini.Etrafta ağaçlar var.Toğrağa oturmuşsunuz.Bağdaş kurmuşsunuz,diz dizesiniz.Yağmur başlıyor.Başınızın üstünde ikinize yetecek bi naylon parçası.Sadece ikiniz varsınız.Sadece yağmur damlalarının naylona çarpma sesini ve birbirinizin nefesini duyuyorsunuz.Birbirinizin gözlerine bakıyorsunuz.Derinlere iniyorsunuz.Göz bebekleriniz elele tutuşup yağmurda dans ediyor.Yanaklarını süzüyorsun.Dudaklarını,kulaklarını,burnunu,kirpiklerini.Dokunmak istiyosun ama dokunamıyosun.Teninin elini yakmasından korkuyosun.Kurumamış bi resmi bozmaktan korkuyosun.Sonra o elini senin yanağına uzatıyor.Korkmuyo bakışlarındaki yabanilikten.Eğer vuruyo hırçın dalgalarına.Masadaki bütün sandalyeleri yakıyor.Kimseye yer yok artık bu masada.Seni Nisan yağmurlarından çekip Yağmur Ormanları'na götürüyor.Salıncaktan indirip hamakta sallıyo.Taşlaşmış kalbini avucunda parçalayıp tekrar et formuna sokuyor.Bi bebeğinki kadar küçük.Besliyo,büyütüyo.Orada yaşıyo.Onun şeklini alıyo kalbin büyüdükçe.
Ve nihayet gitme vakti.Kaçınılmaz son.Kalbin büyüdükçe o da büyüyo ve artık dar gelmeye başlıyo evi.Boyatmakla taşınmak aynı şey değil.O da gidiyor.Gitmek...Sessiz bi çığlıktan farksız.Haftalarca sırtında paslı çivilerle uyumak,ağzında cam kırıklarıyla uyanmak.Eksikliği tamamlamak için boş bi arayış,elleri kanlı bi kaçış.Eksilmesi gerek kalbin o şekli unutması için.Belki neşterle belki balyozla.Eksilmesi gerek.
Bölüm 1
Fotoğrafı gördüm ve yavaşça telefonu elimden bıraktım.Dizlerimi karnıma çektim.Hatta göğsüme yapıştırmak istedim bir daha nefes almamak için.Yan yanalardı.Aynı koltuktalardı.Saçları her zamanki gibi dağınıktı.Düzeni ne kadar sevsem de saçlarının dağınıklığı içmdeki fırtınaları anlatıyodu sanki.Benim için bi anahtarlık süsü değildi,simge,sembol,amblem,büst,hakiki deri falan değildi.Tabiri caizse ''ekmek gibi su gibi bişey''di.Her şeyimi çalabilirdi;para,telefon,araba,ayakkabı,cüzdan...Ama bi çocuğun elinden ekmekten kopardığı parça neden çalınır ki ?Bazı şeylere cidden anlam veremiyorum.Mutlu olmasını istiyosun ama istemiyosun.Gitmesini istiyosun ama istemiyosun.Sevmesini istiyosun ama nefret ediyosun.Kimi zaman eliimi kırıyor tutkum,hatta çoğu zaman.Benim kanat çırpışlarımla oluşan fırtına başkalarının gemilerini yürütüyo sanki.Bişey diyim mi ,adaletini sikeyim dünya.En küçük levhana kadar.
Bu küçük oyunlar ne kadar daha sürecek ?Bazen avcı-toplayıcı hayatta yaşamak istiyorum.''Yapılacaklar listesi'' yazmayı bile bilmiyosun.Çünkü gerek yok.Besleniyosun,ürüyosun,sıçıyosun,ölüyosun.Hayattan çok bişey istemiyorum.Verdiğim değer sonucunda çıkanın cevaba eşit olmasını istiyorum.Eşit olmasa da en azından denklik.Her şeyden yeterince.
Basit şeylerle mutlu olan insanların basit şeylerle üzülmesi ne acı.
Benim dediklerinin hologramdan ibaret olması.Aşkın gözü kör,kulakları da mı sağır ?
Ben etrafında dört mevsim döndüğü için Ayı kıskanırken senin aklına bile gelmem.
Adaletini sikeyim dünya.Benzersiz kar tanelerine kadar.
Giderken bi eyvallah bile demeyen birinin yanına bi daha gider misin?Köpek gibi gidersin.Düşünmeden.Uyuşmuş bi denek hayvanı gibi..s
Sürüne sürüne.
Fotoğrafı gördüm ve yavaşça telefonu elimden bıraktım.Dizlerimi karnıma çektim.Hatta göğsüme yapıştırmak istedim bir daha nefes almamak için.Yan yanalardı.Aynı koltuktalardı.Saçları her zamanki gibi dağınıktı.Düzeni ne kadar sevsem de saçlarının dağınıklığı içmdeki fırtınaları anlatıyodu sanki.Benim için bi anahtarlık süsü değildi,simge,sembol,amblem,büst,hakiki deri falan değildi.Tabiri caizse ''ekmek gibi su gibi bişey''di.Her şeyimi çalabilirdi;para,telefon,araba,ayakkabı,cüzdan...Ama bi çocuğun elinden ekmekten kopardığı parça neden çalınır ki ?Bazı şeylere cidden anlam veremiyorum.Mutlu olmasını istiyosun ama istemiyosun.Gitmesini istiyosun ama istemiyosun.Sevmesini istiyosun ama nefret ediyosun.Kimi zaman eliimi kırıyor tutkum,hatta çoğu zaman.Benim kanat çırpışlarımla oluşan fırtına başkalarının gemilerini yürütüyo sanki.Bişey diyim mi ,adaletini sikeyim dünya.En küçük levhana kadar.
Bu küçük oyunlar ne kadar daha sürecek ?Bazen avcı-toplayıcı hayatta yaşamak istiyorum.''Yapılacaklar listesi'' yazmayı bile bilmiyosun.Çünkü gerek yok.Besleniyosun,ürüyosun,sıçıyosun,ölüyosun.Hayattan çok bişey istemiyorum.Verdiğim değer sonucunda çıkanın cevaba eşit olmasını istiyorum.Eşit olmasa da en azından denklik.Her şeyden yeterince.
Basit şeylerle mutlu olan insanların basit şeylerle üzülmesi ne acı.
Benim dediklerinin hologramdan ibaret olması.Aşkın gözü kör,kulakları da mı sağır ?
Ben etrafında dört mevsim döndüğü için Ayı kıskanırken senin aklına bile gelmem.
Adaletini sikeyim dünya.Benzersiz kar tanelerine kadar.
Giderken bi eyvallah bile demeyen birinin yanına bi daha gider misin?Köpek gibi gidersin.Düşünmeden.Uyuşmuş bi denek hayvanı gibi..s
Sürüne sürüne.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
